Güneydoğu Anadolu’nun kadim coğrafyasında, tarih ile doğanın iç içe geçtiği benzersiz bir yolculuk gerçekleştirdik. Adıyaman’da başlayan programımızın ilk 3 günü, Kommagene Krallığı’nın izlerini sürerek Nemrut Dağı’nın zirvesine kadar uzanan etkileyici rota oldu.
Turumuz, Karakuş Tümülüsü’nde Kommagene kraliçelerinin anıt mezarlarını ziyaret ederek başladı. Ardından Roma İmparatoru Septimius Severus dönemine tarihlenen Cendere Köprüsü’nü gördük ve Eski Kahta’daki Yeni Kale’nin büyüleyici atmosferini keşfetmek için 8 km. yürüyüş yaptık.
Sabah Kayadibi Köyü’nden yürüyüşe başladık ve adım adım Nemrut zirvesine tırmandık. Araçsız, tamamen yürüyerek çıktığımız bu rota bize bölgenin doğal güzelliklerini en saf haliyle hissettirdi. Zirvede verdiğimiz molanın ardından Doğu Terası boyunca Malatya yönüne iniş yaptık; antik rotalar, dolunay, batmaya başlayan güneşin boyadığı kızıl kayalıklar ve geniş manzaralar yürüyüşün her anını özel kıldı.
Üçüncü gün Sırakaya–Arsemeia rotasında yürüdük. Dexiosis kabartması, dev Grekçe yazıt ve Kommagene krallarının hikâyeleriyle Arsemeia’da tarihin derinliklerine indik. Günün devamında Urfa’ya geçtik
Son gün Karahantepe ve Göbeklitepe’yi ziyaret ettik; insanlık tarihinin en eski anıtlarını görmek hepimizi büyüledi. Urfa Arkeoloji ve Haleplibahçe Mozaik Müzeleri'nin ardından Mezopotamya’nın binlerce yıllık kültür birikimini yakından inceleme fırsatı bulduk.
Bu dört gün boyunca konaklama noktalarımızdan, programımıza kadar, hem yerel ve doğayla bağ kurduk hem de tarihin geniş sayfalarının içerisinde yürüdük. Bir sonraki yolculukta bu deneyimi birlikte paylaşmak isteyenleri aramızda görmekten büyük mutluluk duyacağız.




